-------------------------------------------------------------------------------------
sen aşkın ne olduğunu bilir misin adaşım, sen hiç sevdin mi?
çoook desene! sevgilin güzel miydi bari? belki de seni seviyordu...
ve onu herhalde çok kucakladın... geceleri buluşur
ve öperdin değil mi? bir kadını öpmek hoş şeydir, hele adam
genç olursa..
yahut sevgilin seni sevmiyordu... o zaman ne yaptın? geceleri
ağladın mı?.. ona sararmış yüzünü göstermek için geçeceği
yolda bekledin, ona uzun ve acındırıcı mektuplar yazdın
değil mi?..
fakat herhalde ikinci bir aşka atlamak, senin için o kadar
güç olmamıştır. insan evvela kendi kendisinden utanır gibi olur
ama, bilir misin, bizim en büyük maharetimiz nefsimizden beraat
kararı almaktır. vicdan azabı dedikleri şey, ancak bir hafta
sürer. ondan sonra en aşağılık katil bile yaptığı iş için kafi
mazeretler tedarik etmiştir.
ha, sonra bir üçüncü, bir dördüncüyü sevdin ve bu böyle
gidiyor.
peki ama, bu sevmek midir be adaşım, bir kadını öpmek,
onu istemek sevmek midir?..
çırçıplak soyunarak şehrin sokaklarında koşabiliyor musun?
bir bıçak alarak kolundaki ve bacağındaki adalelere saplamak
ve böylece bir nehre atılarak yüzmek elinden geliyor mu?
bir şehrin adamlarını öldürmek cesareti sende var mı? bir
minareye çıkarak bütün dünyaya işittirecek kadar kuvvetle
bağırabilir misin?
aşk sana bunları yaptırabilir mi? işte o zaman sana seviyorsun derim...
-----------------------------------------------------------------------------------
bu manalı girişten sonra, bir çingenenin aşkını anlatır sabahattin ali.
lakabı "atmaca" olan klarnet çalan bir çingenenin ,tek kolu değirmenin çarkına sıkışıp kopan bir değirmencinin kızına olan sevdasını anlatır.gerçek aşkın fedakarlığını anlatır.yaşadığımız dünyanın,ilişkilerimizin ne kadar riyakarca olduğunu anlatır.ve utandırır bizi.utanmayı hala unutmamış olanları utandırır.
"aşk , karşındakinin eksikliğini,kendi fazlalığını feda ederek tamamlamaktır."
ben Jack'in mahfolmuş hayatıyım..
gözüm, sürekli lafmacun logosunki slogana takılıyor.
daha söylenecek çok laf var diyor.parti başkanlarının yapacak çok işimiz var demesi gibi..gülünç geliyor bana.hayır lafmacun ya da sloganı değil,yapılacaklar.
artık ne yapılabilir ki benim için?
fonda, çello çalıyor clint mansell.insanı intihara sürüklüyor.o kdar duygusal çalıyor ki,taşı yumuşatır mı bilmem ama benim taş kalbim yumuşuyor.gözlerim doluyor sonra.
ben düşünmeden edemiyorum günlük.bu arada sana bir isim vermem gerekiyor.adaptasyon sorunu yaşıyorum aksi halde.kendi kendime konuşuyor\yazıyor gibi hissediyorum.
senin adın arap olsun.
gülme lan.mahalledeki köpeğin ismiydi arap.bu ismin hatırası vardır.bana saygın yoksa ona olsun.ölüye biraz saygın olsun.kamyon altında kalan dağılmış organ parçalarına saygın olsun.
çocukluk travmaları kötüdür.babanı,bir tavuğu keserken izlersin,"ama o bir canlı" dersin ağlamaklı..
"ama allah onu biz yiyelim diye yaratmış emrecim" der baban.
sonra öğrenirsin ki,allah bizi de kurtçuklar yesin diye yaratmış.
kabullenirsin.
ölüm basit gelir daha sonra.kafası kopmuş,can çekişen tavuğun babanın elinden kurtulup şuursuzca kaçıştığını görürsün.kafası yok lan!!!!!!
babam soğukkanlı bir katil olabilir mi?olabilir.tecrübe ile sabit işte.seni de kesmemesi için bir neden görebiliyor musun?
tarih tekerrürden ibarettir ya.gerçekten öyledir.
aslında her insan bir katildir.ve korkaktır.ahmaktır.
acizdir insan.ömrünün sonuna kadar insana kulluk yapar.tanrıya kulluğu yetmezmiş gibi.
sıkıldım ben..daha sonra devam ederim.
sana hayattaki son günümü anlatacağım daha.
kamyonlara fazla yaklaşma.lazımsın bana.
daha söylenecek çok laf var diyor.parti başkanlarının yapacak çok işimiz var demesi gibi..gülünç geliyor bana.hayır lafmacun ya da sloganı değil,yapılacaklar.
artık ne yapılabilir ki benim için?
fonda, çello çalıyor clint mansell.insanı intihara sürüklüyor.o kdar duygusal çalıyor ki,taşı yumuşatır mı bilmem ama benim taş kalbim yumuşuyor.gözlerim doluyor sonra.
ben düşünmeden edemiyorum günlük.bu arada sana bir isim vermem gerekiyor.adaptasyon sorunu yaşıyorum aksi halde.kendi kendime konuşuyor\yazıyor gibi hissediyorum.
senin adın arap olsun.
gülme lan.mahalledeki köpeğin ismiydi arap.bu ismin hatırası vardır.bana saygın yoksa ona olsun.ölüye biraz saygın olsun.kamyon altında kalan dağılmış organ parçalarına saygın olsun.
çocukluk travmaları kötüdür.babanı,bir tavuğu keserken izlersin,"ama o bir canlı" dersin ağlamaklı..
"ama allah onu biz yiyelim diye yaratmış emrecim" der baban.
sonra öğrenirsin ki,allah bizi de kurtçuklar yesin diye yaratmış.
kabullenirsin.
ölüm basit gelir daha sonra.kafası kopmuş,can çekişen tavuğun babanın elinden kurtulup şuursuzca kaçıştığını görürsün.kafası yok lan!!!!!!
babam soğukkanlı bir katil olabilir mi?olabilir.tecrübe ile sabit işte.seni de kesmemesi için bir neden görebiliyor musun?
tarih tekerrürden ibarettir ya.gerçekten öyledir.
aslında her insan bir katildir.ve korkaktır.ahmaktır.
acizdir insan.ömrünün sonuna kadar insana kulluk yapar.tanrıya kulluğu yetmezmiş gibi.
sıkıldım ben..daha sonra devam ederim.
sana hayattaki son günümü anlatacağım daha.
kamyonlara fazla yaklaşma.lazımsın bana.
yazan :
Bilinç6
0
yorum
Camus bile kurtaramaz beni..
Hayatı yaşamaya değer kılan aşk bile yeri geliyor sex için bir araç haline geliyor.Sex ; anlık bir tatmin duygusundan başka ne ki..
Acı veren ,inlemelerin arasında kaybolan sevgi sözcüklerinin yavanlığı..Nedense kendimi aşağılık hissediyorum.Tatmin olmayan ruhum acı içinde kıvranıyor.
56 kiloya düştüm.Benimle "sana ekmek vermiyorlar mı??" diye dalga geçiyorlar.Üretmekten yana iktidarsız, köpek gibi kemirirken önündeki kemiği,domuz gibi yiyip sıçtığından tiksiniyor.İroninin dibine vurmuşken bana "ye ye" diyor.Tabi.yemek lazım.Sikişmek lazım.Düşünmeyin hiç orospu çocukları...sadece yiyin.
Acı veren ,inlemelerin arasında kaybolan sevgi sözcüklerinin yavanlığı..Nedense kendimi aşağılık hissediyorum.Tatmin olmayan ruhum acı içinde kıvranıyor.
56 kiloya düştüm.Benimle "sana ekmek vermiyorlar mı??" diye dalga geçiyorlar.Üretmekten yana iktidarsız, köpek gibi kemirirken önündeki kemiği,domuz gibi yiyip sıçtığından tiksiniyor.İroninin dibine vurmuşken bana "ye ye" diyor.Tabi.yemek lazım.Sikişmek lazım.Düşünmeyin hiç orospu çocukları...sadece yiyin.
yazan :
Bilinç6
0
yorum
hediye..
yüzü gülüyordu fakat bana acıdığı fikri takıldı kafama birden.sana çok yakıştı diyordu kıyafetime bakıp.
"bu renk sana çok yakışıyor".
neden yaptın bunu diyemezdim,kabalık olurdu.
"neden aldın bunu bana?"
ihtiyacım olduğunu mu düşünmüştü,kıyafetlerim eski değildi ki.
az kıyafetim vardı evet.ama temizlerdi.eskimediği,yırtılmadığı sürece yeni kıyafet almıyordum ben,ihtiyacım yoktu.2 yazlık 2 kışlık yetiyordu bana.
acımış mıydı acaba?
fakat yüzünden minnet okunuyordu.bir teşekkürdü belki bu onun için.kendisine yaptıklarım için bir şükrandı..
inandıramadım kendimi buna.
neden başka bir hediye değil de bir kıyafet?
insanlar neden karşılarındaki insanları giyimine göre yargılıyorlar çok merak ediyorum.
fikirler değil midir önemli olan.
neden bu moda yanılsamasına takılıyor herkes..
gülüyordum.sevinmiştim.beğenmiştim de.harika bir seçimdi.
giyindim.çok ya
kıştı.
"tam bir beyfendi oldun" dedi.
ama beyfendi olmak istemiyordum ben.aslında olmamıştım da.sadece yenilenmiştim.deri değiştiren bir yılan gibi.yalnızca daha parlaktım eskisinden.
fakat sadece dışım..
ben fikirlerimle anılmak isterken çevremde yüzlerce kibarlık budalası buluyordum..üzülüyordum.
eski olmak hoşuma gidiyordu benim.temiz ama eski.eski ama gururlu.
bu çağa ait olmadığım fikrine gittikçe daha çok inanmaya başladım.bilmiyorum..
bohem olsaydım mesela.rönesansı yaşasaydım.aç olsaydım fakat sanat yapsaydım.hizmet etmeseydim kimseye,kimse bana etmeseydi.sınıfsız bir toplum yaratsaydık,gerçekten eşit olsaydık.
markamızla değil de ideolojimizle anılsaydık keşke.
keşke aldığım hediye tomy hilfiger değil de Dante ALİGHİERİ olsaydı fena mı olurdu..
"bu renk sana çok yakışıyor".
neden yaptın bunu diyemezdim,kabalık olurdu.
"neden aldın bunu bana?"
ihtiyacım olduğunu mu düşünmüştü,kıyafetlerim eski değildi ki.
az kıyafetim vardı evet.ama temizlerdi.eskimediği,yırtılmadığı sürece yeni kıyafet almıyordum ben,ihtiyacım yoktu.2 yazlık 2 kışlık yetiyordu bana.
acımış mıydı acaba?
fakat yüzünden minnet okunuyordu.bir teşekkürdü belki bu onun için.kendisine yaptıklarım için bir şükrandı..
inandıramadım kendimi buna.
neden başka bir hediye değil de bir kıyafet?
insanlar neden karşılarındaki insanları giyimine göre yargılıyorlar çok merak ediyorum.
fikirler değil midir önemli olan.
neden bu moda yanılsamasına takılıyor herkes..
gülüyordum.sevinmiştim.beğenmiştim de.harika bir seçimdi.
giyindim.çok ya
kıştı."tam bir beyfendi oldun" dedi.
ama beyfendi olmak istemiyordum ben.aslında olmamıştım da.sadece yenilenmiştim.deri değiştiren bir yılan gibi.yalnızca daha parlaktım eskisinden.
fakat sadece dışım..
ben fikirlerimle anılmak isterken çevremde yüzlerce kibarlık budalası buluyordum..üzülüyordum.
eski olmak hoşuma gidiyordu benim.temiz ama eski.eski ama gururlu.
bu çağa ait olmadığım fikrine gittikçe daha çok inanmaya başladım.bilmiyorum..
bohem olsaydım mesela.rönesansı yaşasaydım.aç olsaydım fakat sanat yapsaydım.hizmet etmeseydim kimseye,kimse bana etmeseydi.sınıfsız bir toplum yaratsaydık,gerçekten eşit olsaydık.
markamızla değil de ideolojimizle anılsaydık keşke.
keşke aldığım hediye tomy hilfiger değil de Dante ALİGHİERİ olsaydı fena mı olurdu..
yazan :
Bilinç6
0
yorum
ben senin bana fazladan bir jeton verebilme ihtimalini sevdim.
soğuk ve mahalle aralarında vazgeçtim harçlıklarımdan
ve yırtık cebimde şıngırdıyordu demir param
ben seninle bir gün funcity’ye gidebilme ihtimalini sevdim
kadıköyün deniz kokan sahte yıllarında
istanbulda her hafta dizi çekilirdi kuzguncukta.
özlemeye başladım "kaygısızlar" ı
ve bu hasret öyle uzun sürdü ki youtube da videolarını aratır oldum sonra
bizim çağan ırmak’larımız vardı
bir de bloglara yazı yazma imkanı
sigara dumanı kokan internet cafe köşelerinde
polisçilik oynamaya başladık.
ben kantır oluyordum,sen terör,geri kalanlar spector,
bombalarla,silahlarla insanlar öldürülüyordu dust haritasında ve
türk silahlı kuvvetlerine inat bir stratejiyle.
abilerimizden öğrendik atari makinelerinden jeton çalmayı.
internet cafeye usul usul polis yağıyordu
ve okuldan kaçmamaızı öğütlüyordu anne babamız.
oysa okuldan hiç kaçmamıştım ben.
fifa’ da tartışılan bir pozisyonum olmadı benim
sınıfça yapılan maçlarda kıçımızda patlayan şutları saymazsak.
halı sahaya usul usul yağmur yağıyordu
ve terledikten sonra su içmememizi öneriyordu annelerimiz.
oysa hiç terlemiyordum ki ben.kaleci yaptılar a.k
ve hiç scoreboard’da geçmedi adım,golcü olarak.
defansın ortasında sevimli bir çocuk yüzüydüm sadece .
takım kaptanına küfürler biriktiriyordum kafamın içinde.ama söyleyemiyordum.götüm yemezdi.
ben ona kafa atma ihtimalini seviyordum maç çıkışında
ama götveren arkadaşları onu amansızca bir dürümcü griliğine götürüyordu
ben çift lavaşlı adana yeme ihtimilini seviyordum.
ben,şalgam içebilme ihtimalini seviyordum.
bizim mario’larımız vardı
bir de mantar bulup ekstra hak kazanma imkanı
yaz sıcağı toprağa çekiyor da götümün terlemeye hazır gevrekliğini
sonra lamborcini oluyordum,nit for spid yollarının 8-10 lap’lik bitmez sürgününde
ne yana baksam dağ ve deniz sanıyordum
grand kanyon’un yalancı sessizliğini
takla atıp oyun dışı kalıyordum bir süre
yanımdan geçen corvette lere vuruyordum , gözlerim lcd ekranın garantisinde.
otobüs oluyordum
bir ülkeden bir iç ülkeye
çocukluğuma yaklaştıkça büyüyordum.
ismail yk’nın sesini başına koyuyordum winamp listesinin
korkuyordum,
biri görür de alay konusu olurum diye
kapatıyordum hesabı sonra.telefon çalmış,annem aramış
çarşıdan bizim eve giden, ömrümün en uzun,
ömrümün en kısa, ömrümün en tırsak,
ömrümün en hıyar yolunu koşuyordum.
çünkü sonunda dayak yiyordum, babam azıma sçıyordu sonunda..
soğuk ve mahalle aralarında vazgeçtim harçlıklarımdan
ve yırtık cebimde şıngırdıyordu bozuk param
ben seninle street faytırda kapışıp perfect yapabilme ihtimalini sevdim,
ben sana ,bir defa da olsa "nasıl koydum aduketi" diyebilme ihtimalini sevdim.
*şiirin orjinali için : http://www.lafmacun.org/bak/yasayabilme+ihtimali
ve yırtık cebimde şıngırdıyordu demir param
ben seninle bir gün funcity’ye gidebilme ihtimalini sevdim
kadıköyün deniz kokan sahte yıllarında
istanbulda her hafta dizi çekilirdi kuzguncukta.
özlemeye başladım "kaygısızlar" ı
ve bu hasret öyle uzun sürdü ki youtube da videolarını aratır oldum sonra
bizim çağan ırmak’larımız vardı
bir de bloglara yazı yazma imkanı
sigara dumanı kokan internet cafe köşelerinde
polisçilik oynamaya başladık.
ben kantır oluyordum,sen terör,geri kalanlar spector,
bombalarla,silahlarla insanlar öldürülüyordu dust haritasında ve
türk silahlı kuvvetlerine inat bir stratejiyle.
abilerimizden öğrendik atari makinelerinden jeton çalmayı.
internet cafeye usul usul polis yağıyordu
ve okuldan kaçmamaızı öğütlüyordu anne babamız.
oysa okuldan hiç kaçmamıştım ben.
fifa’ da tartışılan bir pozisyonum olmadı benim
sınıfça yapılan maçlarda kıçımızda patlayan şutları saymazsak.
halı sahaya usul usul yağmur yağıyordu
ve terledikten sonra su içmememizi öneriyordu annelerimiz.
oysa hiç terlemiyordum ki ben.kaleci yaptılar a.k
ve hiç scoreboard’da geçmedi adım,golcü olarak.
defansın ortasında sevimli bir çocuk yüzüydüm sadece .
takım kaptanına küfürler biriktiriyordum kafamın içinde.ama söyleyemiyordum.götüm yemezdi.
ben ona kafa atma ihtimalini seviyordum maç çıkışında
ama götveren arkadaşları onu amansızca bir dürümcü griliğine götürüyordu
ben çift lavaşlı adana yeme ihtimilini seviyordum.
ben,şalgam içebilme ihtimalini seviyordum.
bizim mario’larımız vardı
bir de mantar bulup ekstra hak kazanma imkanı
yaz sıcağı toprağa çekiyor da götümün terlemeye hazır gevrekliğini
sonra lamborcini oluyordum,nit for spid yollarının 8-10 lap’lik bitmez sürgününde
ne yana baksam dağ ve deniz sanıyordum
grand kanyon’un yalancı sessizliğini
takla atıp oyun dışı kalıyordum bir süre
yanımdan geçen corvette lere vuruyordum , gözlerim lcd ekranın garantisinde.
otobüs oluyordum
bir ülkeden bir iç ülkeye
çocukluğuma yaklaştıkça büyüyordum.
ismail yk’nın sesini başına koyuyordum winamp listesinin
korkuyordum,
biri görür de alay konusu olurum diye
kapatıyordum hesabı sonra.telefon çalmış,annem aramış
çarşıdan bizim eve giden, ömrümün en uzun,
ömrümün en kısa, ömrümün en tırsak,
ömrümün en hıyar yolunu koşuyordum.
çünkü sonunda dayak yiyordum, babam azıma sçıyordu sonunda..
soğuk ve mahalle aralarında vazgeçtim harçlıklarımdan
ve yırtık cebimde şıngırdıyordu bozuk param
ben seninle street faytırda kapışıp perfect yapabilme ihtimalini sevdim,
ben sana ,bir defa da olsa "nasıl koydum aduketi" diyebilme ihtimalini sevdim.
*şiirin orjinali için : http://www.lafmacun.org/bak/yasayabilme+ihtimali
yazan :
Bilinç6
0
yorum
Lethe
Düşünceler vardır,karanlık düşünceler.Hissizdir.Gece gibidir.
Göremezsiniz,dokunamazsınız,duyamazsınız.Her zaman ortaya çıkmaz.Herkes hissedemez.Sonra bir şarkı dinlersiniz ve ruhun ereksiyonu başlar.Zehir gibidir.İçinize akar,aktıkça dağılır.Dağıldıkça ağırlaştırır.Ritmle birlikte uyuşursunuz.Tahrik olursunuz,tehlikeli,engellenemez ve zevklidir.
Hatırlatır sonra.Yalnızlığı,nefreti..Özlemi belki.Yeri doldurulamayacak olan kişileri,bir daha yaşanamayacak anıları,hissedilemeyecek duyguları ruhunuzun derinliklerinden çıkarır.Çıkardıkça acı çekersiniz.Ağlamak istersiniz.Ağlarsınız da;ama içinize ağlarsınız.gözyaşı değildir.Karanlıktır.
Keyifli gibidir,biraz acı gibi,tarifi zordur.Vokalle birlikte dağılırsınız.Çığlık atarsınız beyninizin içinde.Ruhun dansıdır bu,haykırışıdır.Şarkı biterken aşık değilsinizdir artık.Mutsuz da değilsinizdir.Huzur gibi birşeydir.5 dakikalık bir terapi gibidir.Terapidir.
*music by : Dark Tranquility
yazan :
Bilinç6
0
yorum
Ben,Sen,O,Biz,Siz..Hepimiz
Bizim hikayemiz,bilinen,klişe cümlelerle başlar.Ama ben klişeleri sevmem.Klişeler damla sakızı gibidir,saatlerce aynı tadı çiğner durursun.Çenen yorulur.
Tercih meselesidir aslında.Senin çiğnediğin sakız "diş dostu"dur,benimkisi şekerli,balonlu çiklet.
O yüzden ben farklı başlayacağım hikayeme.
Bizler,yanlış bedenlerde dünyaya gelmiş şanssız ruhlarız aslında.Kolpa filmlerin çakma senaryolarına layık görülen sarımtrak kaderli,bıyığı sigaradan rengini yitirmiş,çorba parasına fit, 3. sınıf figüranlarız oğlum.
Biz,hiç,sevgilimizle denize karşı oturup ufku seyrederken yanımıza yaklaşan çiçekçi kadının ısrarcı tutumuna karşı "öğrenciyiz apla" diyememenin ezikliğini yaşadık.Hep imrendik onlara.Ayna karşısında prova yaptık defalarca.
"öğrenciyiz be abla"...
Öğrenciydik öğrenci olmasına da,branşımızı bilemedik hiç.South Park'lı çantamız,,Jack'li tişörtümüz olmadı.Trendi hep ıskaladık.Aslında hayattı ıskaladığımız ya neyse.
Ben biliyordum Jack Skelington'ın köpeğinin adını,ama o gotik kız bilmiyordu Sally'nin Jack' e olan platonik aşkını.İşte biz bunu bilen ama,bildiğini belli edemeyen adamlardık.Biz bunu ıskaladık işte.Tabi kimsenin skinde de değildik.
Bir de başka biz'ler vardı.Çoğunluğu oluşturan bizler.
Mesela biz hiç papatya falına bakmadık çiçek bahçesinde,"seviyor,sevmiyor" diye.Komşunun eriğine daldık yazın,ve tek romantizmimiz otobüsteki yaşıtımız olan kızın bize bakıp bakmadığıydı.Hiç soramadık.Soramazdık..
Sonra spor bir arabayı kullanan sarışın çıtıra "kaltak" damgası vurup ,ardından onu düdükleyen erkek olmayı hayal ettik biz.O derece de düdük insanlardık.Ama içimizden birisine sorsan anadolu çocuğuyduk,delikanlıydık.
Biz,mp3 çalarlı,bilmemkaç megapiksel telefonlar taşıyan,ama içine aylardır kontör alamayan insanlardık.Ödemeli aramaları asla cevaplamadığımızla övünürdük.
Sürekli adını telaffuz edemediğimiz gavur şarkıcıları dinledik o telefonlarla yüksek seste,reklam ederdik kendimizi ve "cool" genç imajı verirdik kendi çapımızda yoldan geçen helin avşar çakması yeni yetme kızlara.Ama içimizden birisine dahi sorsan,biz geleneklerine bağlı türk gençleriydik.sanat musikisini bilir,halk müziği ezgileriyle aşka gelirdik.
Böyle de ironik,böyle de renkli insanlardık.
Biz,Brokeback Dağı filmine ipne kovboylar diyecek kadar da bilinçli tüketici,sanatsever kişiliklerdik.Bilim-korku'yu sever,dövüşlü filmlere bayılırdık.Hani kimdi o çekik gözlü?
Ulan dilimin ucunda..Heh Buruşli.Ailecek hastasıydık.Ayna karşısında en çok benimsediğimiz adamdı Buruşli.İkincisi de Maykıl Ceksındı tabiki.Biz hep o moonwalk hareketini yapmaya çalışır, beceremeyince de "oun ayakkabısı özel olum,kaygan zeminde yapıyo hem" diyerek kendi beceriksizliğimizi devlete yüklerdik hemen.
Gerçi ben hiç yapmadım o hareketi,o jenerasyonu da kılpayı kaçırdım.(10 yıl kadar).Bana da bi arkadaş anlatmıştı oradan biliyorum.ne diyorduk..
Çılgındık. Milli maçlarda sokaklara çıkıp kurusıkı tabancalarla magandacılık oynamaya pek bir hevesliydik.Askerlik anılarımızla gurur duyar,maliyenin başına geçsek,dış borçları öderdik.Artan parayla da a-milli takıma moral gecesi düzenler, Rihanna'yı davet ederdik.
Tercih meselesidir aslında.Senin çiğnediğin sakız "diş dostu"dur,benimkisi şekerli,balonlu çiklet.
O yüzden ben farklı başlayacağım hikayeme.
Bizler,yanlış bedenlerde dünyaya gelmiş şanssız ruhlarız aslında.Kolpa filmlerin çakma senaryolarına layık görülen sarımtrak kaderli,bıyığı sigaradan rengini yitirmiş,çorba parasına fit, 3. sınıf figüranlarız oğlum.
Biz,hiç,sevgilimizle denize karşı oturup ufku seyrederken yanımıza yaklaşan çiçekçi kadının ısrarcı tutumuna karşı "öğrenciyiz apla" diyememenin ezikliğini yaşadık.Hep imrendik onlara.Ayna karşısında prova yaptık defalarca.
"öğrenciyiz be abla"...
Öğrenciydik öğrenci olmasına da,branşımızı bilemedik hiç.South Park'lı çantamız,,Jack'li tişörtümüz olmadı.Trendi hep ıskaladık.Aslında hayattı ıskaladığımız ya neyse.
Ben biliyordum Jack Skelington'ın köpeğinin adını,ama o gotik kız bilmiyordu Sally'nin Jack' e olan platonik aşkını.İşte biz bunu bilen ama,bildiğini belli edemeyen adamlardık.Biz bunu ıskaladık işte.Tabi kimsenin skinde de değildik.
Bir de başka biz'ler vardı.Çoğunluğu oluşturan bizler.Mesela biz hiç papatya falına bakmadık çiçek bahçesinde,"seviyor,sevmiyor" diye.Komşunun eriğine daldık yazın,ve tek romantizmimiz otobüsteki yaşıtımız olan kızın bize bakıp bakmadığıydı.Hiç soramadık.Soramazdık..
Sonra spor bir arabayı kullanan sarışın çıtıra "kaltak" damgası vurup ,ardından onu düdükleyen erkek olmayı hayal ettik biz.O derece de düdük insanlardık.Ama içimizden birisine sorsan anadolu çocuğuyduk,delikanlıydık.
Biz,mp3 çalarlı,bilmemkaç megapiksel telefonlar taşıyan,ama içine aylardır kontör alamayan insanlardık.Ödemeli aramaları asla cevaplamadığımızla övünürdük.
Sürekli adını telaffuz edemediğimiz gavur şarkıcıları dinledik o telefonlarla yüksek seste,reklam ederdik kendimizi ve "cool" genç imajı verirdik kendi çapımızda yoldan geçen helin avşar çakması yeni yetme kızlara.Ama içimizden birisine dahi sorsan,biz geleneklerine bağlı türk gençleriydik.sanat musikisini bilir,halk müziği ezgileriyle aşka gelirdik.
Böyle de ironik,böyle de renkli insanlardık.
Biz,Brokeback Dağı filmine ipne kovboylar diyecek kadar da bilinçli tüketici,sanatsever kişiliklerdik.Bilim-korku'yu sever,dövüşlü filmlere bayılırdık.Hani kimdi o çekik gözlü?
Ulan dilimin ucunda..Heh Buruşli.Ailecek hastasıydık.Ayna karşısında en çok benimsediğimiz adamdı Buruşli.İkincisi de Maykıl Ceksındı tabiki.Biz hep o moonwalk hareketini yapmaya çalışır, beceremeyince de "oun ayakkabısı özel olum,kaygan zeminde yapıyo hem" diyerek kendi beceriksizliğimizi devlete yüklerdik hemen.
Gerçi ben hiç yapmadım o hareketi,o jenerasyonu da kılpayı kaçırdım.(10 yıl kadar).Bana da bi arkadaş anlatmıştı oradan biliyorum.ne diyorduk..
Çılgındık. Milli maçlarda sokaklara çıkıp kurusıkı tabancalarla magandacılık oynamaya pek bir hevesliydik.Askerlik anılarımızla gurur duyar,maliyenin başına geçsek,dış borçları öderdik.Artan parayla da a-milli takıma moral gecesi düzenler, Rihanna'yı davet ederdik.
yazan :
Bilinç6
0
yorum
Çarşıda anneyi kaybetmek
Bir çocuğun başına gelebilecek en travmatik olaydır.
anne,sıkı sıkı tutar ellerinden ve tembihler."sakın elimi bırakma" diye.
alışveriş sırasında gözü çeşitli kıyafetlere ve oyuncaklara dalar çocuğun fakat annenin elini bırakmamaya şartlandırmıştır kendini.
sonra bird
en komşu çocuğunun üzerinde gördüğü spider man desenli * o penye-şort takımını görür ve gözleri kamaşır.bütün dikkati dağılır.birkaç saniye duraklar ve bu birkaç saniye başına büyük dert açacaktır.
kafasını kaldırır ve "anneeee bunu alalıımm" der.fakat yüzüne bakan kadın onun annesi değildir.başından aşağı kaynar sular dökülür o an.
annesi yoktur.kimbilir nerededir o kalabalığın içerisinde tek başına ve savunmasız bir ceylan gibi hisseder kendini.
sonra burnunu çeke çeke etrafta dolanmaya başlar.
keşke ne giydiğine dikkat etseydim der.ufak bünyesinden çıkan vikviklemeleri kimse duymamaktadır.hafif utangaç,çekingen , sahipsiz bir şekilde çaresizce koşturur tezgahların başında.etrafındaki yüzlerce yabancı onu yalnız başına yakaladığını düşünen sırtlanlar gibi görünür gözüne.hiçbirine güvenemez ve "annemi kaybettim.onu gördünüz mü" diyemez.hem dese bile kim tanıyacaktır ki.
aradan geçen zaman belki bir ya da iki dakikadır ama çocuğa o dakikalar saatler gibi gelmiştir.
o çaresizlik içinde kafasını kaldırır ceylanımız ve elinde bir kilo salatalık poşetiyle yanına gelen annesini görür.anne olayın farkında bile değildir.sadece para üstünü eksik alıp almadığının hesabını yapmakla meşguldür.
bütün o telaş,o adrenalin yok olur.anneye doğru koşan çocuk ,sevinç içindedir.kaybetttiğini sandığı şeyin ne kadar önemli ve değerli olduğunu farkeder.
artık o en mutlu çocuktur ve penyeyi çoktan unutmuştur.
anne,sıkı sıkı tutar ellerinden ve tembihler."sakın elimi bırakma" diye.
alışveriş sırasında gözü çeşitli kıyafetlere ve oyuncaklara dalar çocuğun fakat annenin elini bırakmamaya şartlandırmıştır kendini.
sonra bird
en komşu çocuğunun üzerinde gördüğü spider man desenli * o penye-şort takımını görür ve gözleri kamaşır.bütün dikkati dağılır.birkaç saniye duraklar ve bu birkaç saniye başına büyük dert açacaktır.kafasını kaldırır ve "anneeee bunu alalıımm" der.fakat yüzüne bakan kadın onun annesi değildir.başından aşağı kaynar sular dökülür o an.
annesi yoktur.kimbilir nerededir o kalabalığın içerisinde tek başına ve savunmasız bir ceylan gibi hisseder kendini.
sonra burnunu çeke çeke etrafta dolanmaya başlar.
keşke ne giydiğine dikkat etseydim der.ufak bünyesinden çıkan vikviklemeleri kimse duymamaktadır.hafif utangaç,çekingen , sahipsiz bir şekilde çaresizce koşturur tezgahların başında.etrafındaki yüzlerce yabancı onu yalnız başına yakaladığını düşünen sırtlanlar gibi görünür gözüne.hiçbirine güvenemez ve "annemi kaybettim.onu gördünüz mü" diyemez.hem dese bile kim tanıyacaktır ki.
aradan geçen zaman belki bir ya da iki dakikadır ama çocuğa o dakikalar saatler gibi gelmiştir.
o çaresizlik içinde kafasını kaldırır ceylanımız ve elinde bir kilo salatalık poşetiyle yanına gelen annesini görür.anne olayın farkında bile değildir.sadece para üstünü eksik alıp almadığının hesabını yapmakla meşguldür.
bütün o telaş,o adrenalin yok olur.anneye doğru koşan çocuk ,sevinç içindedir.kaybetttiğini sandığı şeyin ne kadar önemli ve değerli olduğunu farkeder.
artık o en mutlu çocuktur ve penyeyi çoktan unutmuştur.
yazan :
Bilinç6
0
yorum
Özlem..
Çocukluğumu özlüyorum.Hatırımdan silinmek üzere olan o eski zamanları..
Eskinin küçük "büyük" mutluluklarını.Babamın eve eli dolu geldiği günleri şimdi özlemle hatırlıyorum.
Abimle kavgalarımı,babam eve gelince annemin bizi babama şikayet edeceği o endişeli bekleyişleri..
Annemin cüzdanından aşırdığım dondurma paralarını,elli bini eksik.Şimdi dondurmanın da tadı yok.
Siyah-beyaz bir fotoğraf gibi canlandırıyorum kafamda bütün o geçmiş yaşanmışlıkları albümümde hiç siyah beyaz resim olmamasına rağmen.
Belki de hiçbiri renkli değildi aslında.Bilemiyorum.
Eskinin küçük "büyük" mutluluklarını.Babamın eve eli dolu geldiği günleri şimdi özlemle hatırlıyorum.
Abimle kavgalarımı,babam eve gelince annemin bizi babama şikayet edeceği o endişeli bekleyişleri..
Annemin cüzdanından aşırdığım dondurma paralarını,elli bini eksik.Şimdi dondurmanın da tadı yok.
Siyah-beyaz bir fotoğraf gibi canlandırıyorum kafamda bütün o geçmiş yaşanmışlıkları albümümde hiç siyah beyaz resim olmamasına rağmen.
Belki de hiçbiri renkli değildi aslında.Bilemiyorum.
yazan :
Bilinç6
0
yorum
Çatıda mahsur kalan kedi
Bu, çatıya nasıl çıktığı konusunda kimsenin fikir üretemediği, henüz 1 aylık olmasına rağmen başını belaya sokma konusunda 3 kaplan gücünde olan afacan bir kedinin ibret veren hikayesidir.--------------------------fena halde anı içerir----------------------
yorgun bir günün ardından evime girmek için dairenin kapısını açmak üzere elimi cebime attığımda, tanıdık bir ses işittim.
hayır anahtarlığımın sesi değildi.bu daha çok yavru bir kedi sesine benziyordu.fakat ses dışarıdan gelmiyordu.çünkü
ben, apartmanın ikinci katındaydım ve sokaktaki kedinin sesini duymam olanaksızdı.keskin zekam sayesinde çatıda bir kedi olduğunu anladım.
-"iyi de kedinin ne işi var a.k bizim çatıda" şeklinde kendimce söylendikten sonra yavru kediyi kurtarmak için çatıya doğru yöneldim.
fakat apartmanın ışığı 10 saniyede bir söndüğü için kediyi bulamadım ve kendisine bir güzel sövdükten sonra evime girdim.
...
kedinin akıbetinden habersiz bir şekilde apartmandan içeri girdiğimde tarihler 2 gün sonrasını gösteriyordu.
ışıkları yakar yakmaz o hüzünlü miyavlamayı tekrar duydum ve "bu kedi acaba sadece bana mı miyavlıyor?" diye kendi kendime soru sordum.*
ya kedinin benimle metafiziksel bir bağı vardı, ya da bizim apartmandakiler vurdumduymaz insanlardı.
ikinci olasılığı kafamla onayladıktan sonra anneme seslendim :
-ya çatıda kedi var hiç kimse duymuyor mu ?
-olum kaçıyor bizden hayvan,indiremiyoruz ki..
-sen çekil bakim ben indiririm onu şimdi..
...
bu sefer kararım kesindi.görevimi ,dünyaya çarpacak göktaşını parçalamak için seçilmiş olan bir petrol mühendisi ağırbaşlılığında ciddiye alıyordum ve o kediyi aşağıya indirmeden de geri dönmeyecektim.
ve o unutulmaz kelimeler ağızımdan çıkıverdi :
-bana bir dilim ekmek ver.sütü de hazırla lütfen.
ufak kardeşime ışık kapandığında açması için direktiflerimi verirken annemin gözünden dökülen bir damla yaşı gördüm ve kendi kendime "başarmalısın olum" şeklinde gaz verdim.
merdivenlerden çıkarken komşunun çocuğunun yeni aldığı adidas ayakkabıları gördüm ve kendi yırtık ayakkabıma bakıp iç geçirdiktren sonra,adettendir diye ayakkabının ucuna basarak karanlık bir maceraya doğru yoluma devam ettim.
adımlarım kuvvetlendikçe tırsak kedinin miyavlamaları da azalıyordu.*
göz göze geldiğimiz an unutulmayacak gibiydi.
-kurtaracağım seni küçüğüm.söz veriyorum.
-miyuvvvvv.
-evet annen aşağıda seni bekliyor.söz verdi kızmayacak sana.
-mivv
bu sözler üzerine kucağıma atlayan kedi yanaklarımı yalamakla meşgulken,ben bu görevi başarmış olmanın verdiği sevinçle kediyi havaya doğru fırlattım ve tavandan seken kedi afallamış bir biçimde aşağı doğru inmeye,kaçmaya,benden uzaklaşmaya başladı.
herkes benden kaçıyordu.evet bunu birkez daha anlamış oldum.
artık eve dönemezdim.terkedilmişliğin verdiği hüzünle çatıdaki karanlığa karıştım.elimde bir dilim ekmekle birlikte.....
-----------------------------fena halde anı içerir---------------------------
yazan :
Bilinç6
0
yorum
Tanrıların Arabaları
İnsanoğlu her zaman evrende yalnız mıyız sorusuna cevap aramıştır.bilimsel veriler ele alındığında -yani evrenin sonsuzluğu- evrende yalnız olmadığımız muhtemel kılınmaktadır.bu noktada birçok fikir öne sürülmüştür.en fantastik olanı da bilindiği üzere uzaylılar yani ileri zeka ve teknolojiye sahip aşmış yaratıklardır.eric von daniken amcamın yazdığı kitapta da uzaylılar konusu işlenmiş,işlenmekle kalınmamış kanıtlar ve tezler öne sürülmüştür.nazca düzlüklerindeki işaretlerin, uzay araçlarının iniş ve kalkışları için yapılmış işaretler olduğu(hatta bu konu işaretler * filmine de konu olmuştur)öne sürülmüştür.kitap etkileyicidir.ne kadar otoriteler tarafından reddediliyor olsa da uzaylılar konusu birçok insan tarafından merakla takip edilmektedir.
kitabın inandırıcılığı bir tarafa bırakılırsa ve içinde geçen bir hikaye baz alınıp fikir yürütülürse aslında imkansız olmadığı da aşikardır.şöyle ki:
düşünün amerikanın keşif amaçlı uzay aracı ,dünya gezegenine çok benzeyen bir gezegen keşfeder ve keşif için iniş gerçekleştirir.kısa süren bir araştırma sonucu tarih öncesi çağlarda yaşayan ilkel atalarımıza benzeyen insanımsılarla karşılaşırlar.insanımsılar,gökten inen büyük kafalı ve kafalarında anten bulunan astronotlarımızı "tanrıları"olarak görürler ve onlara sonsuz saygılarını sunarlar.mağara duvarlarına tasvirlerini çizerler.onları gökten inen tanrılar olarak betimlerler.binlerce yıl sonra kendi torunları tarafından bulunacak olan bu betimlemeler farklı bir şekilde yorumlanacaktır.kimbilir belki de insanoğlu için ileri teknolojiye sahip uzaylılar olarak bahsedeceklerdir.
kitabı alırsanız eğer sonundaki resimleri incelemeyi unutmayın.gerçekten etkileyiciler.
----------------------spoiler------------------------
iniş tasarlanan biçimde gerçekleştirilir.
gemi adamlarının gözüne çarpan ilk şey, taştan araçlar yapan, mızraklarla vahşî hayvan avlayan, otlaklarda koyun ve keçi sürüleri güden, ilkel biçimde çanak çömlek ve ev gereçleri yapan birtakım yaratıklar olur.acaba bu ilkel yaratıklar, gökten inen canavar ve içinden çıkan garip şeyler hakkında ne düşünürler? her halde ilk yapacakları şey yerlere kapanıp yüzlerini topraøa gizlemek olacaktır. o güne kadar aya ve güneşe tapmışlardır. ama şimdi olan, korkunç bir şeydir: tanrılar gökten inmişlerdir! olayın ilk heyecanı geçince, ilkel yaratıklar bir kaya ardına geçip olanı biteni izlemeye koyulurlar.
az ötelerinde kafalarında çubuklu şapkalar taşıyan, (antenli başlıklar); geceyi gündüze çevirebilen (ışıldaklar) tanrılar harıl harıl çalışmaktadırlar. yabancılar hiç güç harcamadan göøe yükselirken (roketli kemerler) gezegen sakinleri neredeyse küçük dillerini yutarlar. bilinmeyen 'hayvanlar' homurdana vızıldaya gökte uçmaya başlayınca da (helikopterler ve her işe yarayan taşıtlar) yüzlerini yine toprağa gömerler. son olarak tüyler ürpertici bir 'bumm' sesi duyulur (deneme patlaması). yaratıklar çil yavrusu gibi dağılarak mağaralarına kaçışırlar. artık astronotlarımız onların gözünde yüce birer tanrıdır.
----------------------spoiler------------------------
yazan :
Bilinç6
0
yorum
Tanrı neydi..
Hayat nedir,önce buna cevap ver.Nerede başladı,ya da ne zaman ?
İlk tohum ne zaman atıldı,ilk yağmur ne zaman yağdı?İlk insan kimdi,
İlk mevsim neydi?
Neydi zaman,kader neydi..
başın sonu,sonun başlangıcı neydi?
Sevgi,nefret..duygu neydi?
inanç neydi söylesene,Tanrı neydi...
yazan :
Bilinç6
0
yorum
Havaya karışanlar
Hayat,içtiğin sigara gibi,tükeniyor her dakika.sen içine çeksen de, çekmesen de.içine çeksen de öldürecek,çekmesen de.aradaki tek fark aldığın zevk olacak.aslında sonu acı olan bir zevk.
ama
dedim ya sen içmesen de bitecek o,seni dinlemeyecek,duman olacak.o duman ciğerlerine de karışabilir, havaya da.mesele bu değil.asıl mesele bunların hiçbirinin senin elinde olmadığı.senin değersiz olduğun.seçeneklerinin bile kısıtlı olması.
içmek ya da içmemek,olmak ya da olmamak..olsan da farketmez olmasan da,içsen de içmesen de..boşver sen içmene bak,pişman olma sonra,tadı nasıldı diye.
tesellin bu olsun.tek lüksün bu zaten.bir nefes duman.onu da çok görme kendine.
iki seçenek var dedik ya;içmekle
içmemek.ben içmedim hiç.tadını bilmem yani.ama dumanını bilirim.maruz kaldım çoğu kez.zevksiz,öksürtüyor.içen de öksürüyor fakat o en azından tadını biliyor.benim gibi haybeye öksürmüyor.haybeye yaşamak da bunun gibi.pasif içicilik bir nevi.sigara içmeyeyim de kanserden ölmeyeyim.ama rastgele açılan bir ateş sonucu kaza kurşununa kurban gidebilirim.bu,hiç sorun olmaz.haybeye yaşıyordu,haybeye öldü derler.zevk yok,acı yok.hiçbirşey yok.
yazan :
Bilinç6
0
yorum
Arkadaşlık sitelerinin Türk gençlerine kazandırdıkları
mannak , karisma , jnm , sefgilim , war , oluo , jixx chocuq , süfer* , yha , bişiyy , manyaxx...sürekli bahsi geçen bir konudur gençliğin dejenerasyonu.dinledikleri müzikler,moda anlayışları,olmayan dünya görüşleri ve yitirdikleri gelenekleri..
sanırım herşey kendilerine sunulan rahat yaşama olanakları ile başladı.
milli mücadele döneminde* yokluk içerisinde bir milletin,kadınıdan çocuğuna kadar aç ve biçare günlerinin ardından kazandıkları bir zaferin sonucu olarak , gördüğümüz vahim durum acı vericidir.
ne acıdır ki tek derdi okuldaki popülaritesi olan gerzek zihniyetin haberi yok bundan.çünkü o bu dersler anlatılırken barbie'li aynasına bakıp ne kadar güzel olduğunu düşünmekle meşgüldü.ve tek derdi şuydu:
"ya ben hiç bronzlaşmamışaaam"*
marka düşkünlüğü,zengin olma arzusu,popülarite kaygısı..bunların hepsi hayat standardı ile doğru orantılı.
olan için basit bir kavram,olmayan için en büyük ideal.uğrunda emeklinin maaşına göz diken tehlikeli bir kitle yaratıyor.
kızlar için önemli olan etek boyları,erkekler için durum ,bugün kimi düdüklersem kârımdır şeklinde...
geleceğin bürokratları,demokratları,tv karşısında gelinim olur musun izliyorlar.acınası bir durum.
artık insanların fikirleri,arkadaşlık sitelerindeki profilleri kadar bile değer taşımıyor.erdem çöpe atılalı çok oldu.şimdi piç olma zamanı.
yazan :
Bilinç6
0
yorum
cevapsız bir soru : hayat
planlar ve olasılıklar üzerine kurulmuş bir bilinmezler bütünüdür hayat.
sonsuz bir açısı vardır ama sürekliliği sonsuz değildir.en azından gördüğümüz kadarı ile dünya hayatının bir nihayeti vardır.
sonrası boşluk.sonrası bilinmez.
çoğunluk için keşkedir hayat.
yaptıklarımız için de, yapmak istediklerimiz için de "keşke"dir.
umutlar ve pişmanlıklar.acı tecrübeler,kısa mutluluklar.geçici tadlar...
bir koridordur,sonunu göremediğimiz.gözlerimiz bağlı ve bize vaadedilen ışığa doğru yönlendirildiğimiz.eğer,sonuna kadar gidersek,varoluşun nihayetine ereceğiz ve bütün sorularımız cevabını bulacak.
ah! ne yapmalı?
içgüdüler mi bunlar..görmediğim birinin sesine kulak vermeli miyim?
içinde bulunduğumu sandığım bu koridor,acaba gerçekten bir koridor mu?
ışık var mı?
cevap var mı?
yoksa var olan sadece bir image'mı?
cevapsız olduğu için mi bu kadar sancılı.
bir göz açıp kapama ânı..arkandan düşen tahtalar, bir uçurumun üzerinde.ipleri kopmuş ve seni aşağı düşürmekle tehdit ediyor.
sürekli kaçıyorsun.kafan sürekli dalgın.soru sormaya vaktin yok.bazen seni bir şeker ile kandırıyor,bazen bir kadın,sürekli dönüşüyor.maskesi bitmiyor.
gerçek yüzünü göstermiyor.o rezil yüzünü göstermiyor...
karmaşık bir labirent kimine göre..
uzun ve tehlikeli bir tünel..benzetmeler bitmez.
ama,belki de en kötüsü dipsiz bir kuyu o ,çaresizce içine düşürüldüğün.
kapat gözlerini ve karış boşluğa.boşluğu düşün.çünkü hayat bir boşluktur.
yazan :
Bilinç6
0
yorum
ümitsizlik..
hayat,maskelenmiş bir yalan.her daim rezil.saklıyor gerçek yüzünü.
insan her daim aciz,kimsesiz.
güzellik dediğin kayıp bir gizem.belirsiz.
inanç en büyük kandırma.bir kaçış belki.
aşk dediğin kendinibilmez bir delilik.
kendi kendine yetemediğinin kanıtı.
savaş tek gerçek.hırs,tatmin olmaz bir bencillik.
düzen,düzülmüş bir fahişe sadece.
esir olan bir özgürlük.çare bulunamayan bir hastalık.
gelecek belirsiz,karmaşa yaratan bir tedrginlik.
geçmiş,her geçen gün beyni dolduran bir çöp yığını.
yalnızca kalabalık.fazlalık.
beden,kendi başına sadece bir makine. yakıtsız bir demir yığını.işe yaramaz.
sağlık dediğin incecik bir iplik.
ve bütün bunların sonucu olarak ortaya çıkan tek şey ümitsizlik.sadece ümitsizlik.
yazan :
Bilinç6
0
yorum
teori-pratik uyumsuzluğu
Hayat , planlar ve olasılıklar üzerine kurulmuş bir bilinmezler bütünüdür.Mümkün olması muhtemel o kadar çok ihtimal vardır ki uzun süre düşünüldüğünde insanı amaçlarından uzaklaştırması kaçınılmazdır.Zira düşünülmemesi de bir o kadar kaçınılmazdır.
Otuzuncu yaş gününü göreceğine ihtimal vermeyen bir insan,bu karamsarlıkla nasıl yaşayabilir,ne üretebilir,neden zevk alabilir...Evlenmek onun için gereksiz bir eylemdir.Zira kariyer de bir o kadar anlamsızdır.
İşte bu kişi,düşüncesinin ne kadar yanlış olduğunu otuzuncu yaş gününde anlayacaktır.Çünkü o gün yanında sevgilisi olmayacaktır.İş arkadaşları doğum gününü kutlamayacaktır.
Hayatlarının en mesut gününde kaza kurşununa kurban gidip birbirinden ayrılan yeni evli çiftler fıkra değildir bu hayatta.Ya da tek istediği yılların birikimi ile alacağı evin hayalini kuran emeklinin parasını gasp etmeye çalışan namussuza direnmesi sonucu kalbine yediği bıçak darbesi sonucu trajik bir biçimde ölmesi.Çok mu şey istemişti,kesinlikle hayır.Ama hayat işte.Mukadderat deyip geçiştiriyorsun.
Çok karamsar oldu biliyorum.Tabi ki sürekli ölüm ve acı yok hayatta.Ama sadece o ikinci ihtimal var ve nedense bu filmin mutlu sonla bittiği nadir görülüyor.
yazan :
Bilinç6
0
yorum
düşünmüyoruz..
Nedense hep okumaya(!) meyilli bir toplum olduğumuz için , düşünme eylemini başkalarına bırakıyoruz.Sonra da gazeteleri okurken köşe yazarlarında her defasında kendimizi buluyoruz.Aslında bulduğumuz kişi,aslında olduğumuz kişi ve bizim bir yansımamız bunu hala farkedem
edik.
Sürekli birilerinin yöneltmeleriyle hareket ediyoruz.Hakemler bile kararlarının doğru olup olmadığını ahmet takar'lardan dinliyor.Her kanalda altışar tane düşünür(!) bir arada toplanıyor ve beyin bulandırmaya devam ediyor.Kumandalı bir cinnet adaleti hapsediyor * ve sonu nereye varacak kimse bilmiyor.
Düşünmüyoruz.Yaşadığımız hiçbir şeyden ders almıyoruz.
Sanırım hiç bir zaman da alamayacağız..
*mor ve ötesi-şirket
edik.Sürekli birilerinin yöneltmeleriyle hareket ediyoruz.Hakemler bile kararlarının doğru olup olmadığını ahmet takar'lardan dinliyor.Her kanalda altışar tane düşünür(!) bir arada toplanıyor ve beyin bulandırmaya devam ediyor.Kumandalı bir cinnet adaleti hapsediyor * ve sonu nereye varacak kimse bilmiyor.
Düşünmüyoruz.Yaşadığımız hiçbir şeyden ders almıyoruz.
Sanırım hiç bir zaman da alamayacağız..
*mor ve ötesi-şirket
yazan :
Bilinç6
0
yorum
patronlar ve uşakları
"Her kavramın bir tarifi vardır." diyor ,başbakan Tayyip Erdoğan yıllar önceki bir
konuşmasında.O zamanlar milli görüş tek bir çatı altında toplanmış fakat tek bir lideri
benimseyecek kadar temeli yok.
Kaypaklığın tarifini nasıl yapar acaba diye merak ediyorum bu konuşmasını
dinledikten sonra.
Önce "cemaatçiyim", sonra "Atatürkçüyüm" demek olabilir mi acaba.
Önce cemaatçi,sonra milliyetçi.
Önceden ,Atatürkün kurduğu bu Cumhuriyet'te "egemenlik kayıtsız
şartsız milletindir"lafını tahrik edici unsur olarak görüp "hayır efendim.
bu ne küstahlık.haşaa.egemenliiik kayıtsız şartsııız Allah'ındır"
şeklinde çeviriyor,geçmişte adını ağzına almaz iken ,seçmen kaybettiğini anlayıp Atatürk'ten örnekler vermeye başlıyor, ondan sonra da insanları muhalefet yapmakla suçluyor .Çaresizlik insana neler yaptırıyor..
Laikliğin kelime anlamı onun için birşey ifade etmiyor.o sadece laikliği din düşmanlığı olarak görüyor.Ona öyle öğretmişler çünkü. Şartlanmış.Halbuki kavramlardan bahsediyor.
O an kavramlar da ,çıkar için kullanılan birer silah haline geliyor.
Tandoğan'da , Çağlayan'da ,emperyalizme karşı ,bu toprakların sahipsiz olmadığını anlatmaya çalışan insanları "bindirilmiş kıtalar" diyerek küçümsüyor.
Elindeki gücü kendi gücü sanıyor.Bunu kaldıracak dirence sahip olmadığını,muhalefete karşı yaptığı konuşmalardan anlayabiliyoruz.Sürekli bir aşağılama içerisinde.Bulunduğu konuma bakmadan rahatça argo kullanabiliyor.Egosu yeterince pohpohlanmış.Şakşakçıları peşinden ayrılmıyor.
konuşmasında.O zamanlar milli görüş tek bir çatı altında toplanmış fakat tek bir lideri
benimseyecek kadar temeli yok.
***
İnsan,
kibirli olmaya görsün.
İster ki dünya etrafında dönsün.
kibirli olmaya görsün.
İster ki dünya etrafında dönsün.
***
"Her kavramın bir tarifi vardır."Kavramlar , yemek tarifine benzemez demek istiyor sanırım.Bir temele dayanmalı ki,herkesçe benimsensin ve ortak bir görüş olarak kabul görsün.
Kaypaklığın tarifini nasıl yapar acaba diye merak ediyorum bu konuşmasınıdinledikten sonra.
Önce "cemaatçiyim", sonra "Atatürkçüyüm" demek olabilir mi acaba.
Önce cemaatçi,sonra milliyetçi.
Önceden ,Atatürkün kurduğu bu Cumhuriyet'te "egemenlik kayıtsız
şartsız milletindir"lafını tahrik edici unsur olarak görüp "hayır efendim.
bu ne küstahlık.haşaa.egemenliiik kayıtsız şartsııız Allah'ındır"
şeklinde çeviriyor,geçmişte adını ağzına almaz iken ,seçmen kaybettiğini anlayıp Atatürk'ten örnekler vermeye başlıyor, ondan sonra da insanları muhalefet yapmakla suçluyor .Çaresizlik insana neler yaptırıyor..
Laikliğin kelime anlamı onun için birşey ifade etmiyor.o sadece laikliği din düşmanlığı olarak görüyor.Ona öyle öğretmişler çünkü. Şartlanmış.Halbuki kavramlardan bahsediyor.O an kavramlar da ,çıkar için kullanılan birer silah haline geliyor.
Tandoğan'da , Çağlayan'da ,emperyalizme karşı ,bu toprakların sahipsiz olmadığını anlatmaya çalışan insanları "bindirilmiş kıtalar" diyerek küçümsüyor.
Elindeki gücü kendi gücü sanıyor.Bunu kaldıracak dirence sahip olmadığını,muhalefete karşı yaptığı konuşmalardan anlayabiliyoruz.Sürekli bir aşağılama içerisinde.Bulunduğu konuma bakmadan rahatça argo kullanabiliyor.Egosu yeterince pohpohlanmış.Şakşakçıları peşinden ayrılmıyor.
***
Ey tanrım!!,sen benim kendime olan saygımı koru.Kendisine saygısı olmayanın kimseye saygısı yoktur. ***
Kendi doğruları olduğunu düşünmüyorum.Savunacak bir ideolojisi yok.o sadece çıkar peşinde.Kendi çıkarı da değil bu malesef.Büyük patronların çıkarları.Patronlarına nasıl ihanet edebilir ki.Mümkün değil.
yazan :
Bilinç6
0
yorum
kaygılar..
Yine başa dönüyoruz.Umutlar yerini tekrardan amaçlara , "bu sefer"lere bırakıyor.Bu sefer böyle olacak...Bir defa daha anlıyorum ki öğrenmek için tecrübe etmek gerekiyor.Sonunda hayal kırıklığı ihtimali olsa bile tecrübe etmeden bir şey öğrenilmiyor.Bu arada yaş ilerliyor.Eve askerlik yoklama kağıdı gelmiş.Yaş 20 ,ben hala statü kazanamamış bi sap olarak yeni bi kulvara giriyorum.
Gelecek kaygılarım bitmiyor, babam bende psikolojik sorunlar olduğundan şüpheleniyor-keşke konuyu ona hiç açmasaydım-ona bütün bu koşturmacanın sebebinin ne olduğunu soruyorum.Verdiği cevapaların hepsini bildiğim halde tatmin olmuyorum .en sonunda bir boşlukta olduğuma karar veriyoruz.Bu boşluğu bir şekilde doldurmalıyım yoksa hayatımın bir anlamı kalmayacak.Kursa yazılmayı düşünüyorum.Bir yandan da işe devam edeceğim.her zamanki rutine geri dönüş .sanki bunlar hayatıma bi anlam katıcakmış gibi.babam bunun beni rahatlatacağını düşünüyor.-böyle düşünmesi de işime geliyor-ama ben öyle düşünemiyorum.sonunda her zaman ikinci bir ihtimal olduğu düşüncesi beni engelliyor. Sonra kitabın birinde bir cümle okuyorum:
"bulutların ardında gökyüzü daima mavidir." *
Aradığım somut kanıtın bu olduğu konusunda ikna oluyorum.
*paulo coelho-zahir
Aradığım somut kanıtın bu olduğu konusunda ikna oluyorum.
*paulo coelho-zahir
yazan :
Bilinç6
0
yorum
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

